DİN VE AYRIMCILIK

tahsin pekbaş

Uzun yıllar Almanya’da yaşamış Sevgili Tahsin Pekbaş ile yollarımız kesişti.Kendisi hem yazar hem de açtığı blogu sayesinde artık benim blog komşum oldu.Latigul.com’da arada bir kendisine ait yazılarını takip etmek isterseniz bizim için hazırladığı ilk yazısı “Din ve Ayrımcılık” sizlerle.Paylaşımı için tekrar teşekkürü bir borç bilirim.

İlk önce inanç vardı: İnsan yapısı, yani insan olmanın ögesi olan düşünceyi kullanabilme özelliğinden dolayı meraklı ve araştırıcıdır; diğer taraftan itaatkar ve kutsayıcıdırda.. Meraklı ve araştırıcı olması bilimsel yönünü, itaatkar oluşu sürü güdüsünü ve siyaseti, kutsayıcı oluşu da dinlerin oluşumunu gerçekleştirmektedir. İtaatkar oluşu sürü güdüsünü ve siyaseti, ifadesinden bazı kişiler rahatsız olmuş olabilirler, zira insanlar sürü ifadesini genellikle koyun ve davarla özdeşleştirirler, oysaki sürü algısı ve sürü oluşumu canlıların ve bilhassa memelilerin hemen hemen tamamında mevcuttur; sürü güdüsü ifadesinin bilimsel karşılığı ise “Herden instikt” tir; diğer taraftan hayvanlarla canlı olarak biyolojik ve sosyolojik birçok ortak yönümüz de bulunmaktadır; sürü güdüsünün diğer ifadesi de toplum psikolojisidir. Bu açıklamalara ek olarak her sürüde bir alfa ve her toplumda da bir lider vardır. Sürü güdüsü kavramının özünde insanların Aidiyat tutkusu bulunmaktadır; bu tutku, kişilerde güven ve paylaşım olarak algılanır.
Birçok insanın bildiği gibi üzerinde yaşadığımız gezegen uzay boşluğunda yüzmektedir; bu sonsuzluğa uzanan boşluk ve bu boşlukta çakılı duran gök cisim-kütle-leri insan olmanın bilincine erişenleri düşündürmektedir; işte bu düşünce olgusu iki evrede gerçekleşir: Birincisi korku ve ait olma, ikincisi de merak ve araştırıcı boyutunda gelişmektedir: Birincisi, yani korku ve ait olma düşüncesi güdüsel ağırlıklıdır ve dinin kurgulanmasında öncülük eder, diğeri de daha önce de vurgulandığı gibi bilim yolunda ilerler.
Din, İnanmak ilkesi üzerinden kurallarını geliştirir ve iman ile de inanmanın temelini güçlendirir ve işte tam bu noktada insanlar İnananlar ve İnanmayanlar olarak ayrıştırılmaktadır. İnananlar ve İnanmayanlar ayırımından sonra bu kez insanın doğal yapısında var olan Aidiyat algısı kuralları yapay olarak İnananlar ve İnanmayanlar ikilemi yorumuyla Ayırımcılık yapılanmasını oluşturacaktır. Bu ayırımcılık yapılanması bazı coğrafyalarda hala kendini göstermektedir ki dini açıdan tarihte Musevi, Hristiyan, Müslüman olarak ve ayrıca Budizm ve Hinduizm; mezhep açısından da Hristiyanlıkta Katolik, Protestan ve bazı Ülkelerde Ortodoks ve Efangeliş; Müslümanlıkta ise Sunni-Şii veya Alevi ve daha adını saymadığımız başka farklı topluluklar da görülmektedir ki bunlardan birinin diğerine saldırdığı ve zaman zaman da biri birleriyle çatıştıkları bilinmetedir.
Aidiyat algısının yapılanmasında zaten ayırımcılık mevcuttur, yani ait olma düşüncesi bir birliktelik, paylaşım ve beraber olma gerekliliğini içerir ki, bu da ya bizdensin ya da bizim dışımızdasın, hatta uçlarda yaşayanlar için bizim karşımızdasın anlamlarını da ortaya koyar, bunun tanımlaması ise ayırımcılıktır, yani ya aitsin ya da değilsin; bunun dindeki karşılığı ise İnanma ve İnanmamadır..
Yukarıdaki paragrafta, İnanma ve İnanmama anlayışının Din açısından belirleyici olduğunu ve bunun da ikilem oluşturacağını vurguladık, bir başka ifadeyle ayırımcılık dinde asli temadır; öte yandan din adamları tarafından din ile özdeşleştirilmek istenen ve hatta dinin asli ögesi olarak gösterilmek istenen inanç, bana göre çok daha farklı, yani dinden bağımsız olarak ortaya konulmak istenen bir anlayış yorumudur, yani İnanç kişiye özgüdür ve aynı azanda kişi özgürlüğüne ve de Bireysel İnançlara da saygılıdır. Ayrıca dinde yaptırımlar vardır, inançta ise kişi sınırlarını kendisi belirler, yani yaptırımların hükmü yoktur.
Bizlere öğretildiği gibi İnanç, din kapsamında algı ve değerlendirilmesi gereken bir kavram değildir ve İnanç, kişiyi ayırımcılığa da götürmez, zira inanç kişiye özgüdür, yani kişi kendi kararlarını kendisi verebilmesi nedeniyle karşısındakinin kararlarını kabullenmekte zorluk çekmez, yani İnanç ta baştan kişinin iradi kararlarına saygılıdır; ayırımcılığı oluşturan ise dindir, çünkü dinde ait olma güdüsü hakimdir; ait olma güdüsünün bir ileri aşaması ise siyasettir.

Tahsin PEKBAŞ


RELATED POST

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

By using this form you agree with the storage and handling of your data by this website.